
Cemre toprağa düştü, bahar kendini gösterdi
Bu yazıyı kaç kişi okur bilemem. Önceden görme şansım da yok. Ama okuyanların, “Ortopediden ve ortopedik onkolojiden bahsediyordu Merter Hoca, bu bahar yazısı da nereden çıktı? Meslek mi değiştirdi, erken emekli mi oldu, gazete yazarlığına mı soyundu?” dediğini duyar gibiyim.
Merak etmeyin. Emekli de olmadım, meslek de değiştirmedim.
Ama şu kısmı doğru: Web sayfamın yalnızca hekimlikle ilgili, sadece hastalıkları anlatan bir içerikten ibaret olmasını istemiyorum. Sonuçta her şeyden önce hepimiz insanız. Aynı dünyada yaşıyoruz, birlikte nefes alıyoruz. Farkına vararak ya da varmayarak pek çok şeye maruz kalıyoruz. Kimilerini tesadüfen görüyoruz, kimilerini sonradan fark ediyoruz. Ve bütün bunlar üzerine yaşamın kendisine dair düşüncelerimiz oluşuyor. Bazen de bunları cümlelere dökme isteği (belki de cesareti) oluşuyor.
Uzun yıllardır iki uluslararası ortopedi ve travmatoloji dergisinde yardımcı editör olarak görev yapıyorum. Öncesinde de bu dergiler için yürüttüğüm hakemlik süreçleri var. Zaman içinde tüm bu birikimi üst üste koyunca, içimde bir “editöryal yazma” isteğinin (ve belki de yetisinin) geliştiğini fark ettim. Bir de artık kendi web sayfamı açmayı başarabildiğime göre, burada yalnızca mesleki içeriklerle sınırlı kalmamak gerektiğini düşündüm. Bu nedenle bu sayfada sizlere “Hayata Dair Küçük Notlar” başlığı altında zaman zaman kısa yazılar paylaşmaya çalışacağım.
Hazır bendeki bu “majör” değişimi ortaya koymanın zamanı gelmişken, değişim kavramını en iyi anlatan başlığın bahar ve sevdalısı olduğum doğa olması da kaçınılmazdı. Ben hazırım, sizler de hazırsanız, buyurun başlayalım.
Baharın gelişi ve mevsim değişimi çoğu zaman ani olmuyor. Önce havada belli belirsiz bir değişimi hissediyoruz. Günler biraz daha uzuyor, güneş ışığı biraz daha farklı düşmeye başlıyor ve ağaçların dallarında henüz fark edilmesi zor küçük yeşil tomurcuklar beliriyor. Doğa, büyük dönüşümlerini çoğu zaman sessizce başlatıyor kısaca.
İnsan bir noktada havaya bakıp aniden şunu diyor ya, “Ah işte, bahar nihayet geldi.” İşte tam da o günleri yaşıyoruz. Değişim aslında an ve an oluyor ama çoğumuz bunu fark etmiyoruz. Sonra bir gün dönüp bakıyoruz ve aynı şeyi söylüyoruz: Bahar gelmiş. Öyle olmuyor mu size de?
Son bir ay içerisinde yaptığım seyahatlerde bunu çok net hissettim. Ankara, İzmir, Ordu, Giresun, Bursa, Balıkesir… Hepsi de akademik nedenlerle yaptığım seyahatlerdi. Ama her gittiğim şehirde kendimi aynı şeyi yaparken buldum. İster istemez gözüm hep doğaya kayıyor. Gökyüzüne bakıyorum, ağaçlara bakıyorum, çiçeklere bakıyorum. Kuş seslerini dinliyorum. Son yıllarda gelişen özel ilgi alanım olan kedileri gözlemliyorum. Bu seyahatlerin amacı buydu diyemem tabii ki. Ama her gittiğim yerde, kıştan bahara geçişin izlerini adım adım gözlemleme şansım oldu.
Bu dönemde ağaçların tomurcuklanma dönemine girdiğini çok net görebilirsiniz mesela. Anadolu’da güzel bir ifade vardır, “patladı” derler. Gerçekten öyle. Zeytin ağaçlarının dallarına bakıyorsunuz, o canlılık başlamış, açık yeşil renkli minik yapraklar dalın en ucunda belirmeye başlamış, onların da uçlarında ufak tomurcuklar belirmiş. Doğu Karadeniz’de karayemiş olarak bilinen taflan ağaçlarının uçlarında tomurcukları görüyorsunuz. Sarı yaseminler bu dönemde açıyor, hanımeli de kendini göstermeye başlamak üzere. Alev çalıları ise tam bu dönemde ismini hak eder gibi; tepelerindeki kırmızı yapraklar gerçekten bir alev görüntüsü oluşturuyor. Bilmiyorum bilir misiniz ama sıklıkla kokina ile karıştırılan nandinalar (diğer adıyla cennet bambusu) kırmızı meyvelerini bu dönemde veriyor. Duvar sarmaşıkları sürgünlerini yandaki bitkilere uzatmaya başlamış vaziyette. Arıların favori bitkilerinden poligalalar mor çiçekleri ile renk skalasını mükemmel bir şekilde genişletiyor. Bir yandan da erik ağaçlarının beyaz, kayısı ağaçlarının ise pembe pembe çiçeklendiğini görmek, baharın artık iyice yerleştiğini hissettiriyor. Etraf rengarenk, muazzam bir hareket var doğada. Toprağa baktığınızda da benzer değişimi görmek mümkün. Sonbaharda dökülen akçaağaç tohumlarından çıkan minik fideleri çimenlerin arasında fark ediyorsunuz. Üzerine basmadan yürümek için neredeyse her adımda zıplamak gerekiyor.
Hayat, görünmeden ilerliyor ve zamanı geldiğinde doğadaki değişim kendini gösteriyor. Hayvanlar da bu döngünün bir parçası. Serçe, kırlangıç ve kumru yavrularının sesleri o kadar fazla ki bu seslere duyarsız kalmak imkânsız sabahları. Anne kuşların yavrularına uçmayı öğretmeye çalıştıkları saatler ise genellikle sabah ve öğlen saatleri. Dikkatli izleyince yavruların çabalarına hayran kalmamak onlara büyük haksızlık olur. Baksanıza, hayat adeta yeniden kuruluyor.
Bizim evin küçük hikâyesi de bu döngünün içinde. Kuzey Ege’de, küçük bir sahil kasabasında, mütevazı bir site içerisinde bahçeli bir evimiz var. Megaşehir İstanbul’dan her uzaklaşmak istediğimde buraya gelip doğayı daha yakından gözlemleme şansım oluyor. Bu aşamada Mochi’den bahsetmemek olmaz… Mochi, sarman, her sarman kedi gibi konuşkan, uysal, sevgi dolu ve kendi halinde bir kedi. Bundan üç yıl önce ufak bir yavru olarak site bahçesinde görünmeye başladı. Nereden geldiğini gören ya da bilen yok. Benim çocuklar bu tatlı yavrunun adını “Mochi” koydu. Mochi aslında dondurmalı bir Çin tatlısı. Oradan esinlenmişler bu yavruya ad koyarken. Çocukların yaratıcılık ve konuları eşleştirme kabiliyeti mükemmel değil mi? Üç yıl önceden bugüne, Mochi bizi hiç bırakmadı. Ne zaman siteye gelsek mutlaka bizi karşılar. Zaman zaman mama ister, her kedi gibi. Ne zaman siteden ayrılacak olsak, kapıdan bizim gidişimizi izler. Öyle anlarda Mochi’yi arabanın arka aynasından izlemek boğazımı düğümleyen bir sahneye neden oluyor. İçimde hep bir endişe yaratmıştır o anlar, acaba döndüğümde Mochi burada olacak mı diye. Ama bir şekilde, tüm zor şartlara rağmen, Mochi hayatta kalmaya ve sitede yaşamaya devam edebildi. Geçen sene bu sıralar ilk doğumunu yaptı Mochi. Üç yavrusu olmuştu ama yavrulardan biri hayata tutunamadı. Yavrulardan Coco ve Pumpkin yaşama sıkı sıkıya tutundular. Tahmin edebileceğiniz üzere, bu isimleri de benim çocuklar koydu. Pumpkin sarman bir erkek kediydi, oldukça da oyuncuydu. 4-5 aylıkken ortalıktan kayboldu maalesef. Belki de kendi yaşam serüvenine başka bir yerden devam etmek istedi, bilemiyorum. Coco ise üç renkli, calico bir kedi. Son derece uysal, son derece oyuncu. Ama büyüdükçe anne Mochi Coco’yu etrafında pek görmek istemedi nedense. Biz de bu gerekçeyle Eylül 2025 sıralarında Coco’yu sahiplenme kararı aldık. Zaten kış kapıdaydı, Coco çok ufaktı, kışa ve az yemek ortamına dayanabilir mi endişemiz bu kararı kolaylaştırdı. Coco şu an bizim evin üç numaralı kedisi ve merak etmeyin gayet sağlıklı. Bu esnada Kasım 2025 sularında Mochi ikinci doğumunu yaptı. Yavrulardan biri yaşama maalesef tutunamadı; havanın soğukluğunun bunda etkisi çoktu muhtemelen. Diğer yavru ise (ismi Puding ve ismini benim çocuklar koydu tabii ki) yine calico olarak dünyaya geldi. Şu anda dört aylık, genel durumu gayet iyi. Zaman zaman topalladığı için gelişimsel kalça displazisi olabileceğini düşünüyorum, ama onun dışında sağlıklı ve hareketli bir yavru. Çok da sevimli, görmeniz lazım. 2026 Mart’ın tam ortasındayız ve Mochi üçüncü sefer hamile. Tahmin ediyorum gelecek ay doğum gerçekleşmiş olur. Evet, haklısınız, size katılıyorum, Mochi’yi artık kısırlaştırmak gerekiyor. Bu konuyla ilgileneceğim doğumdan sonra. Ama herşey bir kenara, Mochi’ye bakar mısınız, mevsimlerin değişiminden nasıl etkileniyor. Doğanın sert koşullarına karşı Mochi dimdik ayakta.
Neyse, gelin biz konumuza geri dönelim. Hava sıcaklıkları da kıştan bahara geçişi çok net anlatıyor. Gündüz ortalama 14 derece, gece ortalama 5 derece oluyor. Aradaki ısı farkı bazen sis olarak karşımıza çıkabiliyor. Evet dışarısı hala tam olarak ısınmış durumda değil. Hava hala üşütebiliyor ama genel his aynı: Kış geride kaldı, cemre havaya ve toprağa düştü, bahar geldi artık. Bahar ayları aynı zamanda toprağa dokunma zamanı. Ağaç budamak, yeni fidan dikmek, aşılama yapmak için en uygun günlerdeyiz. Biz de küçük bir deneme yaptık. Narenciye bitkilerimize mandalina ve limon aşılaması yaptık. Tutup tutmayacağını zaman gösterecek. Ama zaten baharın en güzel tarafı da bu değil mi? Denemek, beklemek ve sonucu görmek.
Mevsim değişimleri yalnızca doğayı değil, bizleri de etkiliyor. Kışın daha durağan geçen günlerinden sonra baharla birlikte hareket sıklığımız artıyor. Günlerin uzaması ve ışığın geliş açısının değişmesi, insanın ruh haline de yansıyor. Birçoğumuz kendimizi daha mutlu hissediyoruz bu ortamda. Kışın getirdiği depresif ruh hali yerini huzura ve gülümsemeye bırakıyor.
Doğanın yukarı anlattığım döngüsüne dikkatle bakıldığında aslında oldukça öğretici bir tablo var ortada. Kış aylarında doğa enerjisini korur, ritmini yavaşlatır. Bahar geldiğinde ise bu enerji yeniden ortaya çıkar. Tomurcuklar açar, yaşam hareket kazanır. İnsan hayatı da çoğu zaman benzer döngülerden geçer. Bazen yavaşlamak, bazen beklemek, bazen de yeniden harekete geçmek gerekir. Bilim dünyasında da değişim çoğu zaman bu şekilde gerçekleşir. Büyük dönüşümler çoğu zaman küçük işaretlerle başlar. Yeni fikirler önce küçük adımlar halinde ortaya çıkar, sonra zamanla gelişir ve daha geniş bir etki yaratır. Bahar ayları bu açıdan küçük ama önemli bir hatırlatma gibidir. Doğa bize değişimin kaçınılmaz olduğunu, ancak bu değişimin çoğu zaman sabır ve zaman gerektirdiğini gösterir.
Etrafınıza dikkatli baktığınızda her şey aynı şeyi söylüyor aslında. Doğa değişiyor. Kışın zorluklarına dayananlar şimdi yazın hazırlığını yapıyor. Ve biz de tam bu geçişin ortasındayız. Bahar geldi. Ve doğa, her zamanki gibi, bunu sessiz ama çok net bir şekilde anlatıyor.
Evet, Hayata Dair Küçük Notlar’ın ilkini sonlandırmak için doğru noktadayız sanırım. İyi bir yazı, uzunluğuyla değil, içeriğiyle ölçülür. Anlatılmak istenenler yerini bulduysa, yazıyı uzatmanın çok da bir anlamı yok bana kalırsa. Bir sonraki yazının konusu aslında kafamda şekillendi, ama şimdiden tüyo vermek doğru olmaz. Zamanı geldiğinde birlikte görürüz. Bu notları ayda bir sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Prof. Dr. Merter Yalçınkaya
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı – Ortopedik Onkoloji
Fotoğraf Galerisi





